29 Haziran 2011 Çarşamba

1. Tur: Kazanıldı!


Marsel bizi önce üzdü, sonra sevindirdi. Hep böyle olsun. Skor 46-63-63.

Marsel ikinci sette de, üçüncü sette de servis kırdırıp geri düştü ama toparlanmasını bildi. Bu tarz krizlerden kurtulabilmesi çok sevindirici. İyi servis atmış gibi görünmesine rağmen sadece 2 servis kırma puanı kurtarmış ama bu istatistik de düzelecektir.

Devam Marsel!

27 Haziran 2011 Pazartesi

Braunschweig Kurası

Şurada!

Marsel'in çeyreğindeki en tehlikeli isim Gil bence. İlk truda Millot var, çeyrekteki onca elemelerden gelen isimden biri denk düşseymiş keşke.

Zemin kırmızı toprak.

Haydi Marsel!

13 Haziran 2011 Pazartesi

Tenis Doğumgünleri Köşesi

Ilhan was actually born in Uzbekhistan, so the story of how he came to Turkey is probably pretty interesting. According to Wikipedia, his real name is “Marsel Khamdamov.” He moved to Turkey with his mother (his father is deceased) in 2004, after he’d already been playing the game about 10 years. In 2007, he leaped from No. 1327 to No. 320.

He has blossomed into a viable player the last couple of years, breaking into the top 100 at No. 87 just before the Australian Open this year.

On the ATP Tour web site, Ilhan states his ambition as “to finish inside the Top 100 for 10 consecutive years.” We like the reality he lives in.

He was the first Turkish played to win a Challenger, and the first to reach the second round of a Slam when he beat Christophe Rochus in a five-set thriller at the U.S. Open in 2009.

He defeated Tommy Haas (who had been returning from more than a year off) in the first round of the French Open this year, in four sets. Ilhan had moved through the qualifying to get there; he ended up losing in the second round to Guillermo Garcia-Lopez of Spain – 13-11 in the fifth set but earned himself a nifty 25,000 Euros for his week’s work

http://blogs.montrealgazette.com/2011/06/11/tennis-birthdays-june-11-2011/?utm_source=twitterfeed&utm_medium=twitter

Olmadı

Skor 4-6/7-6/13-15.

Çok iyi servisçiydi Janowicz ve bu özelliğini iyi kullandı bugün. Marsel maça 2 kez üst üste servis kırdırarak başlamasa aslında alabilirdi belki. Tie-break oyunundan hemen sonra sete servis kırarak da başladı, arada 2maç puanı da çevirdi ama hem break şanslarını kullanamadı hem de üstü üste gelen 3 maç puanının sonuncusunu alamadı.

Biraz daha olumlu olması lazım Marsel'in.

Biz ona güveniyoruz.

12 Haziran 2011 Pazar

Wimbledon Başlıyor!

Marsel'in kurası çıktı. Yarın ilk tur maçında Polonyalı Jerzy Janowicz ile oynayacak. Genç oyuncu çok iyi bir servisçi ve ilk tur için zorlu bir rakip sayılabilir. Marsel bu maçı kazanırsa kurası daha açık gözüküyor.

Başarılar Marsel'e. Ana tablo bekliyoruz ve istiyoruz!

11 Haziran 2011 Cumartesi

Hey... Marsel?


Yukarıdaki arkadaşları senin için eğittik. Sağdaki biraz sorun çıkarttı ama kusuruna bakmazsın artık.

Mutlu yıllar! :)

8 Haziran 2011 Çarşamba

Queens'ten Sesler

gauloises

gauloises

gauloises

6 Haziran 2011 Pazartesi

Video: Karikatür Marsel!

Foto: Queens 1. Tur


Marsel İkinci Turda!


Şaşırdık mı? Hayır!

Rahat maç olmuş Marsel için. 2 setlik maçta 12 ace ve sadece 2 servis kırma puanı verip ikisini de çevirmiş olması güzel şeyler.

Rakip henüz belli değil. Belli olunca ekleriz (Bellucci oldu!).

Devam Marsel!

4 Haziran 2011 Cumartesi

Video: Marsel Spor Haberlerinde

Marsel'in Rakibi Hajek

Kura burada.

Dualarımız kabul oldu ve Gasquet'in çekilmesiyle Marsel ana tabloda kendine yer buldu. İlk tur rakibi Hajek, olsası bir ikinci turda ise Bellucci-Dimitrov galibi ile oynayacak. Kuradan memnunuz.

Gelsin puanlar!

2 Haziran 2011 Perşembe

Yok Mu Çekilen?

Bugün Marsel ana tabloya 3 kişi uzaktaydı. Ama az önce gelen tweet der ki sadece 1 kişi kalmış Marsel'in önünde.

O iki kişinin kim olduğunu bilmiyoruz ama aklımızda bazı adaylar var kalan 1 kişi için.

Yok mu çekilen Marsel'in önünden???

Edit: Çekilenler Berankis ve Fish. Berankis değil ama Fish sürpriz. Bu akşam 23.00'a kadar biri daha çekilirse Marsel ana tabloda. Çekilmezse yarın eleme oynayacak.

30 Mayıs 2011 Pazartesi

Marsel'in Roland Garros Macerası

Marsel'in Guillermo Garcia-Lopez'e 5 sette yenildiği maç sonrası Marsel'i kortta destekleyen bizler yıkıma uğramıştık. File önündeki el sıkışma sonrasında 60 saniye kımıldamadan yerimde durdum ben şahsen. Aynı şekilde eski Türkiye şampiyonu, Davis ve Fed Kupası takımı kaptanı yakın arkadaşım Erhan Oral'ın da yüzünden düşen bin parçaydı.

Ama hemen akabinde yanımda ve Erhan Oral ile benim aramda oturan Marsel'in antrenörü, çok sevdiğim arkadaşım Can Üner kafasını iki eli arasına almış yere bakar halini gördüm ve silkindim. Kendime geldim ve "bana ne oluyor?" dedim. Evet muazzam bir maç oynanmıştı ve kaybeden maalesef hepimiz olmuştuk. Hatta o kadar sıkı bir maç olmuştu ki toplam puanlarda Garcia-Lopez, Marsel'i ironik şekilde sadece 1 puanla geçmişti (174-173). Nihayetinde hayatın devam ediyor olduğunu hatırladım. Sevgili Can'ı bekledim ve kalkıp beraber çıkışa doğru ilerledik.

Kalkıp tribünden dışarı çıktığımızda sevgili Bedri Baykam ve değerli eşini gördük. Hepimizin tanıdığı, saygı gösterdiği ve TED kulübünden lisanslı eski tenisçi abimizdir kendisi (çok az kişi bilir ressam ve yazar kişiliği dışında tenise olan ilgisini). Hatta o da bizim gibi Tommy Haas maçında oturduğu yere oturmuştu tılsım bozulmasın diye. Yani tam karşımıza... Karşılıklı sinyalleşiyorduk; güzel puanlarda beraber alkışlıyorduk, bağırıyorduk. Haas maçı sonrası "tarihi bir maç izledik, tenisimiz 2 gömlek atladı" demişti. Garcia-Lopez maçı sonrası ise dışarıda bana "Türk tenisinin bir 2 gömlek daha ileri atlama şansı gitti" demişti üzgün bir ifadeyle. İkisi de isabetli yorumlardı. Marsel kazansaydı ilk kez bir Türk tenisçi bir grand slam'de son 32'ye kalmış olacaktı.

Hepimizin içi rahat olsun yine de. Hani dedim ya yukarıda sevgili Can'ı görünce hayatın devam ediyor olduğunu anladım diye... İşte o Can'ın ve de Marsel'in olgunluğu sayesinde hayat devam edecek ve Marsel'in başarılarının devamı da gelecek. Nitekim aynı gece beraber vakit geçirdiğimizde Can çoktan bir sonraki hedefe gözünü dikmişti ve her zaman kötü bir sonuç alınmasının akabinde benim de hayretler içinde gözlemlediğim "olsun, daha çok çalışacağız, başaracağız" mesajlarındaki azmini doğrular bir tavır takınmaktaydı. Marsel'in kendisi de yenilginin şokunu atlatmış ve benim endişelendiğim gibi teniste "bunalıma girme" diye adlandırdığımız durumdan çok uzaktaydı. Maçtan bile bahsettik bir süre ve gayet salim düşüncelerle maça geri bakabiliyordu.

Tabii bu pozitif enerjinin bir sebebi vardı. RG, Marsel için bir nevi basamak atlama turnuvası oldu. Sansasyonel bir 2010 yılından sonra, 2011 senesi bir hayli kötü gitmişti başta. Seneyi 9 mağlubiyet ile açmıştı Marsel, ATP'de ilk galibiyeti için mart ayını beklemek zorunda kalmıştı. Ocak ayında en yüksek noktasını 87 numarada bulan sıralaması da bir hayli gerilemiş ve onu RG'de eleme oynamaya zorlamıştı.

Ama işte elemelerde çok güzel 2 maç çıkarmıştı ve her ne kadar skorlar pek belli etmese de son 1 ayda yavaş yavaş kendine gelmeye başladığını hisseden Marsel için, bu ilk 2 maç hislerini doğrulama etkisi yapmıştı. Son eleme turuna çok inançlı bir Marsel çıkmıştı. Aksi bu ya, karşısına da formunun zirvesinde olan Augustin Gensse çıkmıştı. Yine de "bir şeyler iyi gitti mi hep iyi gider" misali, Marsel de lucky loser olarak girmişti ana tabloya Gensse'ye yenilmesine rağmen. Tabloda Haas ile eşleştiğini, kendisini yenen Gensse'nin ise Wawrinka ile oynayacağını gördüğü zaman Marsel de farkındaydı zarların kendi lehine düşeş geldiğinin.

İlk maçına çıktı 17 numaralı kortta Marsel. Çok iyi oynayarak adını 2. tura yazdırdı. Daha da önemlisi oyunundan çok memnundu. Akşam meşhur Champs-Elysees sokağı üzerinde Haagen-Dazs'da dondurma yerken maç hakkında yakınlarından fikir istediğinde gözleri parlıyordu. Formunu tekrar bulmuştu. İşte tam da bu yüzden, Garcia-Lopez'e hayal kırıklığı yaratacak bir biçimde yenilmesine rağmen üzüntüsü büyük olsa da, bu üzüntü kendisini uzun vadede fazla rahatsız etmeyecekti ve etkilemeyecekti. Yolu artık daha fazla genişlemişti. Yenildiğinin ertesi günü Nottingham challenger'dan çekilme kararlarını almışlardı bile. Hedef Queen's Club turnuvasıydı...

Başarılar Marsel! Paris'te bize yaşattığın güzel hafta için de ayrıca çok teşekkürler...

Mert Ertunga

Ekleme: Mert Hoca'ya verdiği bilgiler için sonsuz teşekkür ediyoruz öncelikle. Bunun haricinde kendisinden edindiğimiz bazı bilgileri de not olarak paylaşmak istedik. Marsel ilk iki ön eleme turunu çok agresif oynadıktan sonra Gensse maçında heyecana da kapılarak geri çizginin arkasında çok beklemiş ve gergin oynamış. Servisi ve backhand vuruşu her maçta çok iyiymiş. Lopez maçının son setinde daha iyi oynayan tarafmış ama servis kırma puanlarını da Lopez çok iyi oynamış ve Marsel'in almasına fırsat tanımadan kurtarmış. Bir de ikinic sette daha önceden bahsettiğimiz sakatlık molası konusu var. Göremediklerimiz ile ilgili bilgiler de bu şekilde.